Yaşadıklarımdan: İznik Ultra Maratonu, 136 km, 2015

İznik Ultra Maratonu, 136 km, 2015




İznik Ultramaratonu, İznik Gölünün çevresinde geçen, Geçen sene ilk defa katıldığım bu yarış sonrası feribotta Bakiye Abla'nın söylediği sözleri hep aklımda tuttum. "Yavaş". Bu sene ne olursa olsun, tempomu koruyarak, enerjimi parkurun tamamına yayarak ilerlemeye karar verdim ve artık Bakiye Ablanın ne demek istediğini çok iyi anlıyorum.

Yarışa yine Bahar Saygılı'nın düzenlediği antrenman programları ile hazırlandım. Arada koştuğum Çekmeköy yarışlarına baktığımda fena bir hazırlık dönemi geçirmedim. Çeşitli mazeretlerden dolayı koşamadığım antrenmanlar, yarışların son bölümlerinde eksiliğini hissettirdi. Özellikle şehir içinde, deniz seviyesine yakın oturmamdan dolayı patika ve tırmanış antrenmanlarım hep eksik kalıyor.

2015 için hedeflediğim üç yarışın iki tanesi yurt dışı yarışları. Çalıştığım firma Teknopark İstanbul A.Ş. bu seneki hedeflediğim yarışlar için sponsor olma sözü verdi. Geleceğin teknolojilerini geliştirme konusunda firmalara her türlü altyapı imkanları sağlayan yenilikçi bir firma olduğunu, bu alanda da göstermiş oldu. Umarım ultramaraton koşan diğer arkadaşlarımın firmalarına da örnek olur.

İlker Laçalar da Bahar hocadan program aldığı ve hız-nabız değerlerimiz hemen hemen aynı olduğu için yarışı birlikte koşmaya karar verdik. Hız ve çene olarak uyumlu olmamız, rahat bir koşu süresi geçirmemizi sağladı.

İznik'te geçen sene olduğu gibi bu sene de çadırda kalmaya karar verdim. Kamp alanında tuvalet, duş, güvenlik ve manzara dahil her şey mükemmeldi. Start çizgisine ve fuar alanına 50 metre mesafede olması bulunmaz nimet idi. Çok rahat ettim. İlker'ler Çekmeköy ekibi olarak kiralık bir evde kaldılar.


Bu sene çantamı mümkün olduğu kadar hafiflettim. Zorunlu malzemeler dışında iki nugalı çikolata ve her ihtimale karşı bir adet jel ile bir adet çubuk kraker aldım. Kontrol noktalarındaki yiyecekler yetiyor ama şekeriniz düştüğünde ya da enerji ihtiyacınız olduğunda çok faydası oluyor. Drop-bag'e de iki tane bıraktım.

Ayakkabı olarak yumuşak tabanlı olmasından dolayı NewBalance Leadvile 100'leri tercih ettim. Ama içindeki taban çok ince olduğu için, Asics'lerimdeki tabanı buna takarak giydim. Cappadocia Ultratrail'de de bunlarla çok rahat etmiştim. Normalde altlarında diş olmasına rağmen çok miktarda antrenman ve yarış yaptığım için diş miş kalmamış. Bunun acısını yarışta çok çektim.

İznik'e girince yolların halen yapılmamış olması çok şaşırttı. Bu kadar kötü beklemiyordum. Altyapılar tamamlandıktan sonra asfalt işlemleri yapılacakmış. Demek ki su, elektrik, telekomünikasyon ve doğalgaz altyapıları henüz bitmemiş. Seneye gelip tekrar kontrol edicem :)

Kayıt işlemleri ve çanta kontrolü hızlıca bitti. Fuar alanı çok güzel ve eğlenceli idi. Dostlar ile sohbet ve muhabbetten sonra çadıra gidip sekiz-on arası uyumaya çalıştım ama olmadı.

On ikiye doğru hazırlanıp çadırı kapatıp çıktım. Herkes çok neşeli görünüyordu. Bi gülümseme, bi neşe, bi hareketlilik, bi özçekim hali... Henüz kimsenin parkurdaki değişiklikler, çamur, basit gibi görünen ilk tırmanışın dikliği, son bölüme eklenen tırmanış ve çamurlu bölüm hakkında bir fikri yoktu.

Gece yarısı on ikide start verildi ve yarış başladı. Alkışlar ve sesler çok motive ediciydi. İznik halkı biraz daha sahiplenmiş gibi geldi, umarım seneye daha fazlası olur.

Önden bir grup hızlıca açıldı gitti. Biz de İlker ile en sonlarda başladık, biraz hızlanıp ön grubun arkalarında kalmaya çalıştık. Bizi yormayan uygun bir tempo tutturunca da havamızı bulduk.

İlk kontrol noktası Dikilitaş'a geldiğimizde su doldurma ihtiyacımız olmadığı için durmadan devam ettik.

Boyalıca'ya kadar rahat bir tempoda geldik. Zamanın ve kilometrelerin nasıl geçtiğini anlamıyorduk. Boyalıca'dan çıkarken ara sokaklardan patikaya doğru tırmanmaya başladık. Evlerin arasından köpekler havlarken bir tanesi koşarak yakınımıza kadar geldi. İlk defa koşarken bir köpek bu kadar yaklaştı. Yaklaştığı mesafenin rekorunu ilerleyen kilometrelerde başka köpeklerin kıracağını tahmin etmemiştim.

Patikalardan tırmanırken İlker'in ihtiyaç gidermesi gerekti. Ben jel etkisidir diye düşündüm. Çünkü gün içinde aynı şeyleri yedik. Neyse ki sonrasında rahatladı. 25. km'de ilk dik tırmanış noktamıza geldik. Bu kadar dik olmasını beklemiyordum. Dört çeker bir araç ile tırmanmanın ustalık isteyeceği türden bir tepe. Yavaş yavaş çıktık.

Ilıca kontrol noktasına 38. km civarında vardık. Tolga Güler, Özgür Öktem ve Murat Akkaya ile dört yabancıdan oluşan bir grubun önümüzde olduğunu biliyorduk. Ama nasıl olduysa Ilıca'ya beraber girdik. Suyundan mı havasından mı bilmem ama nedense benim en sevdiğim kontrol noktası. Buradan da hızlıca çıktık. Ama bu grup bizi tekrar geçerek devam edip gittiler.

Örnekköy'e kadar 19 km'lik uzunca bir mesafe vardı. Sakin sakin koşarak sabahın ilk ışıkları ile vardık. Gün ağarırken sanki koşuya yeni başlamış gibi hissetmeye başladım. Kontrol noktasına girmeye 100 metre kala küçük beyaz bir kaniş köpek bana havlamaya başladı. Durunca duruyor, koşunca yanıma gelip havlıyordu. Birkaç kez aynı şeyi yapınca ben de onunla ilgilenmeyi bırakıp kontrol noktasına ilerlemeye çalıştım. Tam bu sırada arkamdan gelmiş ve dişlerini geçirmek üzere iken İlker farketmiş. Bağırması ile köpek uzaklaştı. Böylece havlayan köpek yaklaşma rekorunu bu minik kaniş elde etmiş oldu.


Örnekköy aynı zamanda drop-bag noktası olduğundan çantamdan kısa kollu ve firmamın logosunu taşıdığım "Teknopark İstanbul" baskılı tişörtümü çıkarıp giydim. Powerade'imi kafaya dikip bir iki şey atıştırdım ve koşmaya hazırlandım. Tam kontrol noktasından ayrılırken önümüzde olduklarını sandığımız grup geldi. İkinci defa işaretleri kaçırmışlar. Bunlar olağan şeyler. Önemli olan bırakmadan, demoralize olmadan mücadeleye devam edebilmek. Azimleri olağan üstüydü.

Örnekköy'de çıkarken İlker ile kalan parkuru nasıl koşacağımız konusunda biraz kafa yorduk. Sölöz'e doğru yaklaşık 15 km'lik düz bir parkur olduğunu, daha sonrasında asıl tırmanış ve iniş parkurlarının başladığını, eğer burada tempomuzu uygun bir şekilde düşürmeden devam etmemiz gerektiğine, parkurun kalanında herkesin aynı hızlarda koşmak zorunda kalacağını düşündük.

Gölün kenarından güneşin doğuşunu seyrederek parkurun en güzel ve düz bölümlerinden birini keyifle koştuk. Tekrar köpek kovaladı. Bu seferki kangala benzeyen iri cüsseli bir köpekti. Kendi alanını koruyordu ama biz yoldan geçerken havlayarak yakınımıza kadar geldi. Biz de kendisine yaptığı bu hareketin gereksiz olduğunu, çatışma istemediğimizi, köpek dostu olduğumuzu ifade edip uzaklaştık. Anladı. Anlamasaydı muhtemelen 100 metrede personal best'imi yapabilirdim.

Sölöz'e geldik. Buradan itibaren artık yarışın en zorlu iki tırmanışından ilkine başladık. Yükseldikçe göle yüksekten bakıp keyiflendik. Ağaçlar çok değişik tonlarda yeşil ve çok güzel görünüyordu. Heyelandan kaymış kayaların üzerinden geçtik. Yol sürekli kıvrılarak gittiğinden geçtiğimiz bölümleri değişik açılardan izleyebiliyorduk. Yorgunluğun etkisi ile goproya kaydetmedim. Kaydetseydim çok güzel bir hatıra olacaktı. Artık yarışlarda gopro taşımayacağım. Durup çantamdan çıkartmak zor oluyor. Bir de bunu düşünmek istemiyorum. Neyse. Oflaya puflaya tırmandık durduk. 80. km'den sonra inişe geçtik. Ama inmek de o kadar kolay olmadı. Suyumuz bitti. Yol kenarından akan minik derelerden ve bulduğumuz çeşmelerden su doldurup içtik. Yaklaşık 89. km'de Narlıca'ya ulaştık.


Narlıca'nın sokaklarında biraz döndükten sonra kontrol noktasına geldik. 46 km koşacak arkadaşlar da gelmişlerdi. Biz köşeden görününce öyle bir alkışladılar ki, o anı ömür boyu unutamam. Kendimi çok iyi hissettim. Hepsinin ellerine yüreklerine sağlık. Sanırım iyice kendimden geçmişim ki suları doldururken Gökhan Akpınar gelip beni tanıdın mı dedi. Neden öyle dedi diye düşünürken ismini unuttum :) tabiki olm dedim, sorun yok.. Sonra Muazzez Özçelik gelip nasıl olduğumuzu bir sorun olup olmadığını sordu ve çok iyi gittiğimizi söyledi. İlgilenmesi gerçekten iyi hissettirdi. Tanıdıklarla selamlaşıp fazla oyalanmadan koşmaya devam ettik. Bir süre asfalttan koşup yine asfalttan tırmandık. Dizlere pek iyi gelmiyor.

Müşküle'ye biraz iniş ve çıkış ile 94. km civarı vardık. Halk yine merakla neden koştuğumuzu soruyordu. Sanırım önümüzden pek fazla koşucu geçmemişti. Oturmuş sohbet eden teyzeler başka bir yolu gösterip oradan gitmemiz gerektiğini söylüyorlardı. Biz de hayır, işaretler burayı gösteriyor dediğimizde onların gösterdiği yoldan gidersek tırmanmaya gerek kalmayacağını söylediler :) gülüp geçtik.. Bu teyzelere kanacak birileri çıkar mı diye düşündük.

Yarışın ikinci uzun ve son tırmanışı 93. km civarında başlamış oldu. Bir süre asfalttan gittikten sonra patikalara doğru tırmandık. Bir koyun çiftliğinin sağındaki yoldan patika başladı. Ağaçların arasında koşmaya başladık. Belgrad ormanındaki Geyik Parkuruna benzettiğim bir bölümde tırmanmaya çalışırken yere örtü serip peynir ekmek domates ile piknik yapan dört amcanın yanından geçtik. Sofraya davet ettiler, bir parça ekmek alıp devam ettik. Biraz arkamızda da süre olarak 46 km'yi birinci bitirecek olan Jose De Pablo koşarak geçip gitti (ceza puanı ile sıralamada üçüncü oldu). Arkasından Akın Yeniceli ve Duygun Yurteri gelip geçtiler. Artık parkurda yalnız değildik. Özellikle 102. km'den sonra iniş başlayınca daha çok 46 km koşucusu yanımızdan geçmeye başladı. Çamurlu, kaygan ve dar kanallardan aşağıya doğru koşmaya çalışırken arkadan gelenlere yol vermek oldukça zor oluyordu. Tempo tutturamıyorduk. Yine de eğlenceliydi. Sorun olmadı. Bir süre sonra da Süleymaniye'ye vardık.



Süleymaniye'ye varmadan önce bir ara enerjimin düştüğünü ve artık koşamadığımı hissettim. Miğdem bulanmaya başladı. Ayağımı kaldırmak istemiyordum. İlker ise gayet iyi koşuyordu. Geride kalınca onun yanına gidip gitmesini söylemeye karar verdim. Sonra durdum ve fiziksel durumumla ilgili bir sorun olmadığını, ya su içmediğim ya da beslenme ile ilgili bir eksikliğimin olduğunu düşündüm. Hemen cebimdeki çikolatayı komple yedim, bitirdim. Bir anda tekrar kendime geldim. Bahar hocanın sözünü dinleyip her saat başı bir lokma bir şeyler ağzıma atmayı alışkanlık haline getirmem gerekiyor.

Süleymaniye istasyonuna girerken Yücel Kalem'e sandaletleri ile kalan 30 km'de eşlik edecek olan minimalist akımı takip eden arkadaşını görüp selamlaştık. İstasyonda bir çeşme de vardı. Biraz bir şeyler atıştırıp kola içtik. Caner Odabaşoğlu ile konuştuk. Parkurun her yerinde görüyorduk kendisini. Çok zor bir işi başarıyor. İstasyondan ayrıldık. Yarım saat kadar tırmandık. Tırmanırken Bahar hocayı aradık, bize moral motivasyon verdi. Manzara çok güzeldi. Artık daha çok 46'cı yanımızdan geçmeye başlamıştı. Gökhan nerede kaldı diye düşünüyorduk. Bir ara Yonca Tokbaş ile koştuk. Neşeli hali ve gülümsemesi ile çok eğlenceli görünüyordu. Buraya kadar tempolu ve iyi koşarak geldiği belliydi. Bizleri tebrik etti. Biz de morallendik, yeteri kadar yürüdüğümüzü düşündük ve tekrar bir tempo tutturarak koşmaya başladık.

İnerken Alper Dalkılıç ile karşılaştık ve şaşırdık. Kendisini ancak bitişte Köfteci Yusuf'ta görebileceğimizi düşünüyorduk. Rahatsızlanan bir arkadaşa yürüyerek eşlik ediyordu. Onun da bitirebilmesi için destek veriyordu. Biraz konuştuk, yardım edebileceğimiz bir durumun olmadığını söyledi, devam ettik. Böylece ultra maratonlarda sadece koşmanın değil, yardımlaşmanın da güzel bir örneğini gösterdi.

Derbent'e 120. km civarı vardık. Artık yarış bitmek üzereydi. Kalan bölümün komple iniş olacağı hayali kuruyorduk. Ama kalan bölüm 16 km idi ve koşmadan bitmeyecekti. Bir tırmanışın daha olduğundan, parkurun da ciddi çamurlu olduğundan habersiz koşmaya başladık. Bir an önce bitsin istiyorduk. Ayakkabıma giren taşları bile çıkartmak için durmak istemedim. Sonra birden tırmanmaya başladık. Buraya kadar geldikten sonra bunu beklemiyorduk. Bir de çamur ve kısa da olsa bataklığa benzer yerlerden geçmek ruhumu ve ayaklarımı yıpratmaya başlamıştı. Gökhan da bizi yakaladı ve onunla sohbet ederek gitmeye başladık. Onun yanımızda olması ayrı bir enerji verdi bize.

Şimdi düşündüğümde o kadar da büyütmemek gerektiğini düşünüyorum. Sonuçta bu bir ultra maraton ve daha da zor olabilirdi.

Son bölümdeki dere geçişlerinde, her zamanki gibi, içine dalarak geçtik. Rahatlatıcı olsa da deriyi yumuşatması ve su toplanma riskini arttırmasından dolayı ayakkabıyı çıkarmak ya da poşet geçirip geçmek de denenebilir. Ama ben her zaman içinden geçmeyi tercih ederim. Bu alışkanlığı Çekmeköy'deki kış koşularında kazandım. Oradaki dere geçişlerinden sonra bunlar hiç etkilemedi.

Son altı buçuk km kala Bahadır İşseven ve Faruk Kar ile karşılaştık. Başlangıçtan geriye doğru koşarak arkadaşlarına destek olmaya gidiyorlardı. Biraz daha ilerleyince de patikaları bitirip asfalttan şehre doğru yaklaşmaya başladık.

Tam asfalt başlangıcında İlker'in kardeşi Serdar Laçalar bisikleti ile bizi bekliyordu. Böyle bir yarışta son bölümde kardeşinin ona eşlik etmesi çok güzel bir duygu olmalı.

Yarışı bir an önce bitirebilmek için asfalta çıkınca bir ara hızımızı 5.15 pace e kadar arttırdık. 135 km koşup üzerine bu kadar hızlı gidebilmek insanı şaşırtıyor.

Son beş yüz metre kala Muazzez arkamızdan yetişti. 46'cılar başladıktan sonra birisi rahatsızlanmış. Doktor olduğu için de durup 40 dakika yardım etmiş. Bizden hızlı olduğunu, geçmesini söyledik. O da 136 km koştuğumuzu, son metrelerde gelip geçmenin doğru olmadığını, geçmeyeceğini söyledi. Hatta fotolarda kareye girmemek için biraz daha geride kaldı. Ne diyeyim Muazzez, o kadar düşüncelisin ki... Böyle arkadaşlar ile tanışmak, bir şeyler paylaşmak, bu spora ve hayata daha çok bağlıyor. Her gün yaşadığımız bu kadar garipliğin arasında nefes aldırıyor.

İznik. Sonunda vardık. 18:38. Sıralamamız da aynı oldu. 94 kişi başlamış. 58 kişi bitiş çizgisinden geçmiş. Genel sıralamada 11. erkeklerde 10. yaş grubunda 8. olduk.


Bu yarış benim için çok eğitici ve öğretici oldu. Yavaş gitmenin aslında ne kadar hızlı olduğunu anladım. Kapasitenin farkında olmak, parkuru bilmek, sonuna kadar devam etmek, zorlukları görünce ya da şartlar ağırlaşınca bırakmamak çok önemli. Hızınızı kendinize göre belirleyin. Moraliniz bozulduysa bir şeyler yiyin, su için, kraker yiyin. Fiziksel bir sakatlığınız yoksa devam edin. Bırakmak yok :)

Organizasyonda emeği geçenlere sonsuz teşekkürler. Her şey çok güzeldi.

Sonuçlar için buraya tıklayabilirsiniz.



0 yorum:

Yorum Gönder